2016 yılında yaşanan iç ve dış ekonomik ve siyasal gelişmeler sonucunda Türk Lirası, ABD Doları karşısında %19.6, euro karşısında %15.5 oranında değer kaybetti.

2016 yılında yaşanan iç ve dış ekonomik ve siyasal gelişmeler sonucunda Türk Lirası, ABD Doları karşısında %19.6, euro karşısında %15.5 oranında değer kaybetti.

Bunun anlamı, işletmelerin yabancı para cinsinden olan yükümlülüklerini karşılayabilmeleri için 1 Dolarlık borç için 19.6 TL, 1 euroluk borç için 15.5 TL ek kaynağa ihtiyaç duyuyor olmalarıydı.

2008 krizinden sonra ABD ve Avrupa Merkez Bankası’nın adeta Best Seller Roman basan matbaalar gibi harıl harıl dolar ve euro bastığı ve bu paraları finans kuruluşlarına negatif faizlerle verdiği bir dönem yaşadık. Finans kuruluşları bu paraların tamamını tabii ki ABD’de ya da Euro Bölgesi’nde tutmadılar. Bir kısmını bizim gibi gelişmekte olan ülkelere getirdiler.

2010’da 1 TL, 1 ABD Doları olacak mı sorularının yaşandığı günlere şahit olduk. Gel zaman git zaman artık paraların bir kısmının anavatanlarına dönme zamanı geldi. Ancak bu eve dönüş süreci sırasında yaşanan başka iç ve dış kırılmalar ve manipülatif hareketler yabancı paraların TL karşısındaki değerini arttırdı. Üretim yapan şirketlerin ithalata bağlı girdilerinin maliyeti artarken, yabancı para cinsinden borcu olanların da borç tutarları arttı. Bu işten yurtiçinde yaşayanlardan dövizli alacakları olanlar kârlı çıktılar.

Londra’dan, New York’tan en iyi borçlanma ödülü

Yeri gelmişken bugüne kadar hiç anlamadığım, bana tuhaf gelen bir durumu da sizinle paylaşmak isterim. Merkezi Londra’da ya da New York’ta olan bazı kuruluşlar her yıl borçlanma yapan kurumlara en iyi borçlanma ödülü verirler. Türkiye’den borçlananlar da bu ödülleri büyük bir başarı ve onurla alıp yurda dönerler. Oysa ki ulusal parası Türk Lirası olan bir ülkede yabancı para cinsinden borçlanılıyorsa ve sizin geliriniz de Türk Lirası cinsinden ise verilen ödülün ne anlama geleceğini değerli okuyucularımızın idrakine bırakıyoruz. Eğer tarihten ders almak isteyecek olursak; Osmanlı’nın sonunu getiren meşhur Galata Bankerlerinin, Birleşik Krallığın ve Alman İmparatorluğu’nun da Osmanlıyı borca alıştırma döneminde böylesi “Takdir Ödülleri” verdiğini tespit edebiliriz.

Kur farkı giderlerinin etkileri

2016 yıl sonu itibariyle bir yıl içinde dolar bazında %20’ye varan oranda TL’nin değer kaybı işletmelerde üç ana konuda etki yarattı. Birincisi bilançolarda sermaye aşınması. İkincisi bilançoların kâr yerine zarar yazar hale gelmesi. Üçüncüsü ise zarar yazan bilançolar nedeniyle bu yıl Gelir İdaresi’nin kurumlar vergisi tahsil etme şansının azalması. Hatta geçici vergiyle yılın ilk 3 döneminde tahsil ettiği kurumlar vergisini yıllık bazda iade etmek durumunda kalacak olmasıdır.
Şirketler, bilançolarda değerleme sonucunda kur farkı giderleri (zararları) oluşması nedeniyle TTK’nın 376. maddesi uyarınca “Sermayenin kaybı, borca batık olma durumu” riskiyle karşı karşıya kalabileceklerdir.

TTK Md. 376’ya göre; son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, yönetim kurulunun, genel kurulu hemen toplantıya çağırması ve genel kurula uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunması gerekmektedir.

Son yıllık bilançoya göre, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde, derhâl toplantıya çağrılan genel kurulun, sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar vermediği takdirde şirket kendiliğinden sona erecektir. Dolayısıyla yüksek tutarda kur farkı zararı yazan şirketlerin bu hususa dikkat etmeleri gerekmektedir.

Esasen kur farkı giderleri ana para ve faiz lerin ödendiği aşamada realize olan giderlerdir. Yıl sonunda değerleme yapmak suretiyle borcu güncel para cinsine dönüştürdüğümüzde realize olan bir kayıptan söz etmek mümkün değildir. Döviz kurlarının adeta bir metcezir salınımı içinde olduğu bir ortamda realize olmayan giderleri keza gelirleri de dikkate almamanın mümkün olacağı bir düzenlemeye ihtiyaç olduğu kanısındayız.

Bu bağlamda kur farklarının vergiye olan etkisi konusunda Ocak 2012’de Yaklaşım dergisinde belirttiğim önerimi yeniden gündeme getirmek istiyorum.

VUK’un 280. maddesinde yer alan yabancı paraların (borç ve alacakların da) dönem sonunda borsa rayici ile değerlenmesi, borsa rayicinin olmadığı durumda değerlemeye uygulanacak kurun Maliye Bakanlığı’nca tespit olunacağı şeklindeki düzenleme yerine, yabancı paraların, yabancı para ile olan alacak ve borçların ödeme yapıldığı tarihte TL’ye çevrilmesi, dönem sonunda lehte ve aleyhte oluşacak kur farklarının dikkate alınmayarak yabancı para ile takip edilen borç ve alacakların mukayyet değerleri ile değerlenmesi şeklinde bir düzenlemenin yapılmasıdır.

Öte yandan işletme bilançosundaki kur farkı riskini ya da avantajını bilançoda realize olmamış kâr veya zarar şeklinde göstermek ve bu tutarı da dönem kârının/zararının hesabında ve kâr dağıtımında dikkate almamak şeklindeki yasal düzenlemenin muhasebenin açıklık ve ihtiyatlılık ilkeleriyle de uyumlu olacağı kanısındayız.

EBÜLTEN

Benzer haberler eklendiğinde mail ile bilgilendirilmek için ebültenimize kaydolun.

Bu İçeriğe Tepki Verin

Facebook Yorumları