Vergi alacağında zamanaşımı

Vergi uygulamalarında zamanaşımı mahkemeler tarafından resen dikkate alınması gereken önemli bir konudur.[1] Vergi daireleri, zamanaşımına uğramış bir kamu alacağı için çeşitli nedenlerle mükelleflere bu konuda ödeme emri tebliğ edebilmektedirler.   Vergi ve ceza ihbarnameleri mükelleflere zamanında çeşitli gerekçelerle tebliği gerçekleştirilmediği halde ödeme emri mükelleflere bilinen bu adreslere tebliğ edilmektedir. Ortada önemli bir sorun bulunmaktadır. Bu da, zamanaşımına uğramış kamu alacakları için ödeme emri tebliğ edilerek tahsil edilmeye çalışılmaktadır.[2]

Anayasa Mahkemesi Eski Başkanı Haşim Kılıç tarafından “Yargımızdaki iş yükü, zamanaşımındaki olumsuz sonuçlar gerçekten üzüntü verici hale gelmiştir” şeklinde beyanları basına yansımıştır” Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın Anadolu Üniversitesi ve Türkiye Adalet Akademisinin düzenlediği” AİHM ve Türkiye” konulu uluslar arası sempozyum da: “Yargıda zamanaşımının yol açtığı mağduriyetler üzüntü vericidir” şeklinde açıklamalarda bulunmuştur.[3]

Gayrimenkul sermaye iradını (kira geliri) elde ettiği varsayımı ile beyanname vermeyen mükellef adına dönem matrahının takdiri için takdir komisyonuna ilgili dönem kazancı matrah takdiri için sevk edilmiştir. Takdir komisyonunda dönem matrahını takdir edip vergi dairesine yollamış ve vergi dairesi de gerekli tarhiyatı yaparak mükellefe tebliğ etmiştir. Tarhiyat üzerine mükellef dava açarak anılan yılda gayrimenkul sermaye iradı elde etmediğine ve hatta 2000, 2001 ve 2002 yıllarına ilişkin gayrimenkul sermaye iradı bakımından beyanname vermeyeceğini 20.10.2004 tarihli dilekçe ile ilgili vergi dairesine bildirdiğini, verilen dilekçenin aksine tespitlerin mevcut olmadığı, 213 sayılı yasanın 27 ve 131. maddeleri dikkate alındığında mükellefin eşi nezdinde düzenlenen tutanağın vergilemeye esas olamayacağı, tanzimli bu tutanakta gayrimenkulun boş kaldığı sürelerin bulunmadığı, yer almadığı, takdir komisyonu kararının müstenidatının bulunmadığı ileri sürülerek kaldırılması talebi ile dava açılmaktadır.

Olayda, 2000 yılı ile ilgili olarak mükellefin gayrimenkul sermaye iradı beyannamesini vermediği gerekçesi ile takdir komisyonu marifeti ile tespit edilen matrah üzerinden yapılan cezalı tarhiyat uyuşmazlık konusu olayın konusunu teşkil etmektedir.    

Gerçekten de emsal bir olayda vergi mahkemesi tarafından verilen bir kararda: “213 sayılı VUK’nun zamanaşımı süreli başlıklı 114. maddesinde; vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak 5 yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergilerin zamanaşımına uğrayacağı şu kadarki vergi dairesinin matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurmasının zamanaşımını durduracağı, duran zamanaşımının takdir komisyonu kararının vergi dairesince tevdiini takip edin gün itibaren işlemeye devam edeceği 374. maddesinde de; cezanın bağlı olduğu vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın birinci gününden ……….. başlayarak bel yıl (114. maddenin ikinci fıkrası hükmü ceza zamanaşımı için de geçerlidir.) içinde kesilmeyen vergi ziyaı cezalarının zamanaşımına uğrayacağı kurala bağlanmıştır.

Dava dosyasında mevcut olan tüm bilgi ve belgelerin birlikte incelenmesinden; 1999 ila 2003 yıllarına ilişkin olarak davalı idareye sunduğu 28.9.2004 tarihli dilekçesinde sahibi olduğu gayrimenkuldan 2000 yılında istisna tutarın altına kalan 600 YTL gelir elde ettiğini beyan eden davacının eşi nezdinde düzenlenen 27.10.2004 tarihli yoklama tutanağı dayanak alınarak dönem matrahının takdiri için 26.4.2005 tarihli sevk fişi ile takdir komisyonuna sevk edildiği 3.6.2006 tarihinde vergi dairesine tevdi edilen 20.5.2005 tarih 12767 sayılı komisyon kararındaki matrah esas alınarak da yapılan cezalı tarhiyata ilişkin ihbarnamenin davacının bilinen adresinde tebliğ edilmediğinden bahisle 30.11.2005 tarihinde divanhaneye asılarak ilanen tebliğ suretiyle duyurulduğu akabinde tahsili amacıyla tanzim ve tebliğ edilen ödeme emrine karşı İzmir 4. Vergi Mahkemesinde açılan davada yapılan yargılama sonucu 19.4.2007 gün ve E:2006/1216-K:2007/472 sayılı karar ve “tarhiyata ilişkin ihbarnamenin tebligata çıkarıldığı ve iki kez gidildiği halde adresinde bulunamadığı gerekçesiyle tebliğ evrakının iade edildiği belirtilmesine rağmen söz konusu tebliğ zarfının üzerinde 102. maddenin arandığı anlamda hiçbir açıklayıcı bilgiye yer verilmediğinin görüldüğü, tebliğ alındısındaki adresin kapalı olduğu veya beklenmesi için haber bırakıldığı halde beklemediği yolundaki ifadelerin davacının adresini sürekli olarak mı yoksa geçici olarak mı terk ettiği konusunda açık bir bilgi içermediği gibi” adresin kapalı olduğuna   veya geçici olarak başka bir yere gittiğine ilişkin bilgilerin maddede yazılı görevliler (muhtar, ihtiyat heyeti üyesi, zabıta memuru) veya yükümlünün komşularından biri tarafından imza vaz edilmek suretiyle tespit olunması gerekirken yasada öngörülen bu usul kuralına uygun hareket edilmediği ödeme emrinin memur eliyle tebliği için yapılan araştırmada ise muhtarlık kayıtlarından davacının yeni adresi tespit edilmiştir. Dilekçe ekinde sunulan 28.12.2006 tarihli muhtarlık yazısında da davacının 28.3.2005 tarihi itibariyle nakil alarak ……… adresindeki konutuna taşındığı ve söz konusu adresin ihbarnamenin tebliğ aşamasında muhtarlık kayıtlarında mevcut bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği bu karar üzerine de yeniden düzenlenip 4.5.2007 tarihinde tebliğ edilen 6.6.2005 tarihli vergi ceza ihbarnamesi ile bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.” Şeklinde hüküm kurularak mükellefin açtığı davada tarh zamanaşımının olduğuna karar verilmiştir.

Diğer taraftan yine aynı olayda idarenin 2000 takvim yılına ilişkin olarak matrah takdiri için 26.4.2005 tarihli sevk fişi ile takdir komisyonuna başvurulduğu matrah takdirine ilişkin 20.5.2005 tarih ve ……… sayılı komisyon kararı ile bu kararın vergi dairesine 3.6.2005 tarihinde tebliğ edildiği ve komisyonca belirlenen matrah üzerinden yapılan cezalı tarhiyata ait vergi ve ceza ihbarnamesinin de davacıya 4.5.2007 tarihinde tebliğ edildiği hususu açıktır.

Bu durumda, 2000 takvim yılına ilişkin olup, 31.12.2005 tarihine kadar tarh ve mükellefe tebliğ lazım geldiği halde 213 sayılı VUK’nun 114 ve 374. maddeleri gereğince takdir komisyonuna sevk nedeniyle 26.4.2005 tarihinde durup, takdir komisyonu kararının vergi dairesine tebliğ edildiği 3.6.2005 tarihinde yeniden işlemeye başlaması nedeniyle 37 gün uzadığı için en geç 6.2.2006 tarihine kadar tebliğ edilmesi gerekirken bu sürenin geçirilmesinden çok sonra 4.5.2007 tarihinde tebliğ edilen uyuşmazlık konusu vergi ceza ihbarnamesi ile salınan vergi ve cezada tarh zamanaşımı bulunduğundan yasal isabet kaydedilmemiştir. Gerekçeleri ile idarece yapılan tarhiyat işlemleri zamanaşımına uğramış olduğu görülmektedir.

Özetlemek gerekirse olayda esasen idarenin zamanaşımını kesmek maksadı ile olayı takdire yansıtması bir süre uzatıcı neden olmaktadır. Yine aynı şekilde takdir komisyonu tarafından takdir edilen matrahın kararı vergi dairesine tebliğ edildiği tarihten itibaren yeniden çalışmaya başlayacaktır. Esasen gelir idaresinin kendi iç teşkilatına bir genelge veya iç talimat ile zamanaşımının yaklaşmasına doğru son yıllarda takdire sevk veya tebligatların bir an önce tamamlanması konusunda uyarması zorunludur. Zira, gelir idaresi başkanlığı yayımladığı 21 adet stratejik planları ile mükellef odaklı ve kaliteli bir hizmet anlayışını temel aldığı görülmektedir. Hatta mükellef hukukunu esas alan anlayış ile vergi uygulamalarının yapılacağı konusunda gelir idaresi kamu oyuna bu prensiplerini ilan etmiş bulunmaktadır. Vatandaşlarda vergisel ödevleri konusunda zamanaşımının son yılı içerisinde haklarını arama konusunda ciddi sıkıntılara düşebilmektedirler. Örneğin, 5 yıl sonra gelen bir tarhiyatın vergi ve ceza miktarı ve ayrıca vergi üzerinden son 5 yıl “gecikme faizleri” verginin nerdeyse 4-5 misli bir tutara ulaşmaktadır. Bu durum mükellefler tarafından nice sonra fark edilmekte fakat gecikme faizleri uzlaşma veya VUK 376. maddeye göre herhangi bir indirim konusu yapılamamaktadır. Mükellefler açısından cezalı tarhiyatlarda gecikme faizleri önemli bir risk faktörü olarak ortaya çıkmaktadır.

Diğer taraftan, asıl amme borçlusu şirket yönünden zamanaşımına uğramış bir amme borcu için şirket ortakları hakkında yapılan   ödeme emri tebligatları da zamanaşımına uğradığı için fer’i amme borçları hakkında da takibat yapılmaması gerekmektedir. Ancak uygulamada asıl amme borçlusu hakkında zamanaşımı uygulanmadığı için, fer’i amme borçluları için de zamanaşımına uğrayan amme alacağı için ödeme emri tebliğ edilmektedir.[4]


[1] Emsal karar için bkz. İzmir 4. Vergi Mahkemesi kararı, 27.10.2010 gün ve E:2010/1321-K:2010/1670 sayılı kararları.

[2] Bkz. İzmir 2. Vergi Mahkemesi kararı, 24.9.2010 gün ve E:2010/1126-K:2010/1475 sayılı kararları.

[3] Bkz. 11.12.2010 günlü Zaman Gazetesi, s.6 gündem: Kılıç:Yargıda, Zamanaşımının Yol Açtığı Mağduriyetler Üzüntü Verici.

[4] Danıştay 3. Dairesinin 20.1.2009 gün ve E:2006/3902-K:2009/1 sayılı kararları.

Av. Nazlı Gaye Alpaslan - Hürses

EBÜLTEN

Benzer haberler eklendiğinde mail ile bilgilendirilmek için ebültenimize kaydolun.

Bu İçeriğe Tepki Verin

Facebook Yorumları