Çok çalıştık ama sosyalleşemedik! - Cem Kılıç

1 Mayıs işçi sınıfı için çok önemli bir gün. Emeğin ve dayanışmanın bayramı, işçi sınıfının mücadele ile elde ettiği pek çok hak sonrası insanca yaşama ve çalışma özgürlüğünün kutlandığı gündür.

Ancak ne yazık ki, tarihsel geçmiş ve yaşanan üzücü olaylar nedeniyle ülkemizde her yıl 1 Mayıs’ta endişeli bir bekleyiş içine gireriz. Taksim’den gelecek polis müdahalesi veya arbede görüntüleri ana haberlerin gündemini oluşturur.

Bu yıl, DİSK  ve KESK 1 Mayıs kutlamalarını Bakırköy’de; Hak - İş Erzurum’da, Türk - İş ise Ankara’da yapacak. Dolayısıyla, geçen yıl olduğu gibi, bu yıl da sakin bir 1 Mayıs yaşanmasını bekliyoruz.

Bugünkü yazımda, emek mücadelesinin 1 Mayıs 2016’dan 1 Mayıs 2017’ye kadar geçen süreçte ne gibi kazanımlar elde ettiği üzerinde durarak bir yılın envanterini çıkarmak istedim. Bu sayede, işçi sınıfının Türkiye’de son bir yılını kısa bir almanak üzerinden değerlendirebilmek mümkün olacak.

Fazla mesai problemi

Ülkemizde işçi sınıfının halen devam eden problemleri bulunuyor. Bunlardan ilki, sürekli bir şekilde fazla mesai yapılması. İş - yaşam dengesi açısından en önemli unsurlardan biri, insanların zamanlarının ne kadarlık bölümünü çalışarak geçirdikleri. Pek çok araştırmadan elde edilen sonuçlar, çok uzun çalışma saatlerinin stresi artırması nedeniyle kişisel sağlığı ve iş güvenliğini olumsuz yönde etkilediğini gösteriyor. Diğer yandan, uzun çalışma süreleri aile birliğinin bozulması ve boşanma oranlarının artması üzerinde bile etkili. Eve iş getiren ve sürekli çalışmak zorunda olan kişiler ailelerine gereken vakti ayıramıyorlar ve sonuçta boşanmalar söz konusu oluyor.

OECD verilerine göre; haftalık olarak 50 saat ve üzerinde, yani çok uzun saatler çalışanların oranına ilişkin OECD ortalaması yüzde 13 ile aslında çok da yüksek değil. Ancak OECD üyeleri içinde bazı ülkeler, ciddi anlamda ortalamanın üzerine çıkıyor. Bu anlamda, ne yazık ki OECD ülkeleri içinde en yüksek çalışma saatlerinin söz konusu olduğu ülke Türkiye. OECD verilerine göre, 2016 yılı itibarıyla Türkiye’de haftalık 50 saat ve üzerinde çalışanların oranı yaklaşık yüzde 39.

Türkiye’yi, yüzde 28 ile Meksika ve yaklaşık yüzde 16.6 ile İsrail takip ediyor. Ancak söz konusu gösterge itibarıyla Türkiye’nin en yakın rakiplerine bile önemli ölçüde fark atmakta olduğu görülüyor. Bununla birlikte, iş - yaşam dengesi sıralamasında Türkiye en son sırada yer alıyor. Diğer taraftan, ülkemizde pek çok işyerinde fazla mesailerin ödenmediği de göz önüne alındığında tablonun vahameti artıyor.

Ruh sağlığına etkisi

Çalışma zamanı dışında kalan zamanların ne için geçirildiği, yani bu zamanların hangi faaliyetlere ayrıldığı, gerek insanların refahlarını gerekse fiziksel ve ruhsal sağlığı etkilemesi sebebiyle oldukça önemli. Ancak yukarıdaki verilerden de anlaşılacağı gibi, insanlar daha uzun saatlerle çalıştıklarında, kendilerine daha az zaman ayırmak zorunda kalıyorlar.

OECD ülkeleri içinde tam zamanlı çalışanların yüzde 62’si ortalama olarak günlük 15 saati kişisel ihtiyaçlarına (yemek, uyku vb.) ve sosyalleşmeye (aile ve arkadaşlarıyla zaman geçirme, hobiler, oyunlar, TV ve bilgisayar kullanımı vb.) ayırıyor. OECD verileri itibarıyla Türkiye’deki çalışanların ortalama 12.2 saatlerini kişisel ihtiyaçları ve sosyalleşme için harcadıkları görülüyor.

Asgari ücret arttı ama...

1 Mayıs 2016’dan 1 Mayıs 2017’ye değişen önemli bir çalışma hayatı verisi de asgari ücret. Asgari ücrette 2016 yılında gerçekleşen artış, son yıllarda işçi sınıfının önemli kazanımları arasında. Asgari ücret 2017 yılı itibarıyla net 1.404 TL oldu. 2016’da olduğu gibi, 2017 yılı için de asgari ücret yıllık olarak belirlendi. Dolayısıyla, 1 Temmuzda rakam değişmeyecek. Bununla birlikte, geçtiğimiz yıl başlayan asgari ücrete devlet desteği uygulaması da genişletilerek devam ettirildi.

Eurostat 2017 yılı birinci dönem verilerine göre Türkiye 479 euro ile Macaristan, Slovakya, Polonya, Hırvatistan, Estonya gibi AB üyesi ülkelerin de içinde bulunduğu asgari ücret düzeyi 400 - 500 euro aralığında olan 15 ülke içinde en yüksek asgari ücret düzeyine sahip ülke konumunda. Diğer yandan, ülkemizde uygulanan asgari ücret seviyesinin gelişmiş ülke ortalamalarının oldukça altında olduğu da bir gerçek. Bu anlamda, asgari ücretin Lüksemburg 1.998 euro, İrlanda 1.563 euro, Hollanda 1.551 euro, Belçika 1.531 euro, Almanya 1.498 euro ve Fransa 1.480 euro düzeyinde olduğu görülüyor.

Sendikalaşma oranı %12.18

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı rakamlarına göre Ocak 2017 itibariyle Türkiye’de toplam işçi sayısı 12.699.769 iken sendikalı işçi sayısı ise 1.546.565. Türkiye’de sendikalaşma oranı yüzde 12.18 seviyesinde.

1 Mayıslar işçilerin temsilcisi sendikalar için bir muhasebe günü aslında. Ancak ne yazık ki ülkemizde sendikacılık ücret pazarlığının ötesine geçemediği ve sendikalaşmanın önündeki engeller kaldırılmadığı için sendikalar şanslı azınlığın mensup olabildiği bir örgüt konumundadır.

Sendikalaşma oranı, Avrupa Birliği ülkeleri içerisinde ortalama yüzde 23, OECD ülkelerinde ise yüzde 17 düzeyindeyken; ülkemizde sadece yüzde 12. Bununla birlikte, Türkiye’de bir önceki yıla göre, sendikalaşma oranında bir miktar artış söz konusu.

Engeller kaldırılmalı

Yasal hakların yanı sıra ekonomik hakların gelişimi için de sendikalar gerekli. Sendikalı çalışanların ücretleri, sendikalı olmayanlara göre yüzde 30 - 40 daha fazla. Ayrıca iş yaşamından kaynaklanan demokratik hakları kullanma konusunda sendikalar üyelerine önemli imkânlar da sunmaktadır. Bu nedenle, sendikalar hem üye sayılarını artırmak, hem de sendikalaşmanın önündeki engelleri ortadan kaldırmak için gerekli çalışmaları yürütmek zorunda. Sendikasız bir çalışma hayatı ne işçiler, ne işverenler, ne de devlet için olumlu sonuçlar üretmeyecektir. Bu açıdan, sendikalar çalışma hayatının vazgeçilmezi konumundadırlar.

Bu yılın gündemi kıdem ve taşeron

Bu yılın çalışma hayatı gündeminde esas olarak iki konu var. Son dönemde, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın yeniden gündeme getirdiği kıdem tazminatında fona geçilmesi ve kamu sektöründeki taşeron işçilerinin kadroya geçirilmesi. Kıdem tazminatı fona dönüşürse iş mahkemelerinin dava yükü önemli ölçüde azalacaktır. 

Taşerona kadro ise geçtiğimiz yıldan beri taşeron işçilerinin beklediği bir konu. Kıdem tazminatında fona geçilmesinde, sosyal taraflar arasında sosyal diyalog mekanizmasının işletilmesi çok önemli. Taşerona kadro konusunda ise bir an önce formülün netleştirilmesi gerekiyor.

Milliyet Gazetesi

EBÜLTEN

Benzer haberler eklendiğinde mail ile bilgilendirilmek için ebültenimize kaydolun.

Bu İçeriğe Tepki Verin

Facebook Yorumları