Her Kazancın Bir İstisnası Var - Prof. Dr. Metin TAŞ

Kurumlar Vergisi Kanunu’nda çok sayıda istisna ve muafiyet düzenlemesi yer alıyor. Bunlardan biri de taşınmaz ve iştirak hisseleri satış kazancına uygulanan istisna. Bu konuda çok sayıda uyuşmazlık ortaya çıkıyor. Bunun temel nedeni, kendisini “uzman” olarak ifade edenlerin bile hukuk metninin nasıl yorumlanacağı konusundaki cehaletleri.

Kafa karışıklığı yaratmaması için istisnayı sadece taşınmaz satışları yönünden açıklayacağız.

Kanuni düzenleme

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5/1-e maddesinde taşınmaz satış kazancına ilişkin istisna şu şekilde ifade edilmiş.

“Kurumların, en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların % 75’lik kısmı”

Devamında “Bu istisna, satışın yapıldığı dönemde uygulanır ve satış kazancının istisnadan yararlanan kısmı satışın yapıldığı yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar pasifte özel bir fon hesabında tutulur. Ancak satış bedelinin, satışın yapıldığı yılı izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar tahsil edilmesi şarttır” denilerek yararlanma şartları ortaya konulmuştur.

Toparlayacak olursak, istisnadan yararlanmak için taşınmaz en az iki tam yıl şirket aktifinde kayıtlı olarak kalacak. Süreyle ilgili kısım, istisnanın temel şartı durumunda. Ancak bu şartın sağlanması istisnadan yararlanmak için yeterli değil.

Satılan taşınmazın bedelinin satış yapılan yılı izleyen yıldan itibaren 2 yıl içinde tamamen tahsil edilmesi gerekiyor. Örneğin, 2017 yılı içinde satış yapılmışsa bedelin 2019 yılı bitmeden tahsil edilmesi gerekiyor.

Ayrıca kazancın istisna uygulanan kısmı (%75) satışın yapıldığı yıl içinde özel bir fon hesabına alınacak ve beş yıl süreyle söz konusu hesapta izlenecek. Bu fon belirlenmiş beş yıllık süre içinde sermayeye ilave dışında başka bir amaçla kullanılamayacak.

Zurnanın zırt dediği

Taşınmaz satış kazancı istisnasının en çok tartışılan kısmı kanunda yer alan bir kısıtlamayla ilgili. Bu kısıtlama “... taşınmaz ticareti ve kiralanmasıyla uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde bulundurdukları değerlerin satışından elde ettikleri kazançlar istisna kapsamı dışındadır” şeklinde ifade edilmiş.

Bu kısıtlama hükmünü herkes farklı şekilde yorumluyor. Kimilerine göre şirketin ana sözleşmesinde faaliyet konuları arasında taşınmaz satış ve kiralaması yazmaması gerekiyor. Bu yorum şekli son derece yanlıştır. Zira yeni Ticaret Kanunu yürürlüğe girmeden önce şirketler ana sözleşmesinde yazmayan bir alanda faaliyet gösteremiyorlardı. Bu nedenle, her şirketin ana sözleşmesinde yerli yersiz bir sürü alan yer alıyor.

Belirttiğimiz kısıtlama hükmünü biraz daha geniş yorumlayanlarsa ana sözleşmeye takılmıyor. Onların takıldığı nokta, şirketin taşınmazlarını kiraya verip vermediği. 

Yani, şirket sahibi olduğu taşınmazı kiraya vermişse istisnadan yararlanamayacakları düşünülüyor. Bizce bu yaklaşım da tümüyle yanlış.

Yorumlama farkı

Kanunda yer alan kısıtlamada “taşınmaz ticareti ve kiralamasıyla uğraşan” ifadesi yer alıyor. Meselenin aydınlanması için bunun anlamına bakmak gerekiyor. 

Bunun ne amaçla yazıldığını anlamanın en kestirme yolu ilgili düzenlemenin “gerekçesine” bakmaktan geçiyor.

Madde gerekçesinde yer alan; “İstisna uygulaması esas itibarıyla bütün kurumlar açısından geçerlidir. Ancak esas faaliyeti menkul kıymet veya taşınmaz ticareti olan kurumların bu amaçla, diğer bir ifadeyle ticari faaliyeti çerçevesinde iktisap ettikleri ve ellerinde tuttukları kıymetlerin satışından elde ettikleri kazanç için istisnadan yararlanmaları mümkün değildir...” ifadesi konuyu net olarak ortaya koymaktadır. 

Gerekçe, taşınmaz satışı ve kiralamasının “esas faaliyeti” olmaması gerektiğini ortaya koyuyor. Buna göre, ana sözleşmede ne yazdığının hiçbir önemi bulunmuyor. 

Dahası şirketin taşınmaz satışı veya kiralaması yapmış olması da önemli değil. Önemli olan bu işlerin “esas faaliyet” durumunda olmaması.

Peki, esas faaliyetin ne olduğu nasıl belirlenecek? Bu konuda tek ve belirleyici olan şey cirodur. Buna göre bir tekstil işletmesinin ağırlıklı cirosu hangi alandan kaynaklanıyorsa esas faaliyeti de odur. 

Örneğin, şirketin cirosunun yüzde 85’i tekstil satışı, yüzde 10’u menkul kıymet ve faiz geliri, yüzde 5’i kira geliri ise bu şirketin esas faaliyet konusu tekstildir. Burada yer alan cüzi kira geliri istisnadan yararlanılmasına engel değildir.

GÜNÜN SÖZÜ

“Her şeyi bildiğini sanma. Çok bilgili olsan da kendine cahilim diyebilecek cesaretin olmalı.” 
Pavlov

Prof. Dr. Metin TAŞ - Milliyet

EBÜLTEN

Benzer haberler eklendiğinde mail ile bilgilendirilmek için ebültenimize kaydolun.

Bu İçeriğe Tepki Verin

Facebook Yorumları