Kısmi Bölünmeye Vergi Geliyor - Bumin Doğrusöz

Geçtiğimiz günlerde Gelir İdaresi Başkanlığı'nın web sayfasında, Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 19/3 maddesinin (b) bendi hükümleri kapsamındaki kısmi bölünme işlemleriyle ilgili olarak 13 sayılı KVK Genel Tebliğ Taslağı yayımlandı.

Bu taslağın hazırlanması, birkaç hafta önce Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın başkanlığında yapılan ve benim de katıldığım bir özel toplantıda bazı katılımcıların kısmi bölünme konusunda çok tereddütler bulunduğunu söylemesi üzerine, Sayın Bakanın “bir Genel Tebliğ ile tereddütleri kaldıralım” sözüne dayanıyor. Bunun üzerine de Gelir İdaresi Başkanlığı, kendisine yansıyan olaylardan, tereddüt edildiği anlaşılan hususlara ilişkin açıklamaların yer aldığı Taslağı yayımladı. Bu taslakta özellikle örneklerle ilgili çok tartışılacak konu bulunmasına karşılık, ben önemli gördüğüm bir konuyu gündeme getirmek istiyorum. Tebliğ taslağının son maddesi ile aşağıdaki düzenlemenin yürürlüğe konulması öngörülmektedir.

“Kısmi bölünme işlemlerinde devralan şirket hisselerinin devreden şirket ortaklarına verilmesi halinde, devreden şirket nezdinde sermaye azaltımına gidilmesi gerekeceğinden, devreden şirketin sermayesini oluşturan unsurlara göre sermaye azaltımı dolayısıyla vergilendirme yapılması söz konusu olabilecektir. Yapılacak sermaye azaltımında; öncelikle, işletmeden çekilmesi halinde kurumlar vergisine ve kâr dağıtımına bağlı vergi kesintisine tabi tutulacak (pasif kalemlere ait enflasyon fark hesapları, yeniden değerleme değer artış fonu, iştirakler yeniden değerleme değer artış fonu, maliyet artış fonu vb.) hesapların, sonra, sadece kâr dağıtımına bağlı vergi kesintisine tabi tutulacak (geçmiş yıl kârları, olağanüstü yedekler vb.) hesapların, son olarak ise işletmeden çekilmesi halinde vergilendirilmeyecek olan ayni ve nakdi sermayenin işletmeden çekildiği kabul edilecektir.”

Görüldüğü gibi devralan şirket hisselerinin devreden şirket ortaklarına verilmesi amacıyla yapılacak sermaye azaltılmasında, azaltılan tutarın öncelikle dağıtımı stopaja tâbi fon veya yedeklerden yapıldığı bir varsayım olarak kabul edilmekte, böylece devreden şirkete azaltılan tutarın %15’ine (azaltılan sermaye unsurları içinde enflasyon düzeltme farkları varsa vergi yükü %32’ye) varabilecek oranda bir malî yük getirilmektedir. Ancak böyle bir varsayımın veya karinenin yaratılmasına elverişli bir yasal dayanak, KVK’da yoktur.

Bu görüşün yaratacağı etki yönünden geçmiş uygulamaya da bakmak gerekmektedir. Maliye Bakanlığı bu konuda daha önce Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 23.07.2013 tarihli Özelgesi ile “Kısmî bölünme sonucunda aynî sermaye konulan şirketten alınan hisse senetlerinin ortaklara verilmesi nedeniyle şirket sermayesinin azaltılması ve daha önce sermayeye eklenmiş olan, enflasyon düzeltmesi fark hesapları ile geçmiş yıl kârlarının da bulunması durumunda; devralan şirkette yapılacak sermaye artışında enflasyon düzeltmesi fark hesaplarının ve geçmiş yıl kârlarının sermayenin bir unsuru olarak yer alması ve ayrı şekilde görülmesi şartıyla bu işlem işletmeden çekiş olarak değerlendirilmeyecek ve vergiye tabi tutulmayacaktır. Ancak, devralan şirkette sermayenin bir unsuru olarak yer alan enflasyon düzeltmesi farklarının ve geçmiş yıl kârlarının, devralan şirkette bir başka hesaba nakledilmesi veya işletmeden çekilmesi ya da sermaye azaltımına gidilmesi halinde, enflasyon düzeltmesi farkları ile ilgili işletmeden çekilen tutarların öncelikle işletmeden çekildiği dönemin kazancı ile ilişkilendirilmeksizin kurumlar vergisine tabi tutulması, vergi sonrası dağıtılan kazancın ve geçmiş yıl kârları ile ilgili tutarların da kâr dağıtımına bağlı tevkifata tabi tutulması gerekmektedir” şeklinde ve getirilmek istenen düzenlemenin tam tersi yönde açıklamada bulunmuştur.

Büyük Mükellefler Vergi Dairesi daha sonra 24.09.2013 tarihli özelgesi ile bu görüşünden dönmüş, Bursa Vergi Dairesi Başkanlığı 24.9.2013 günlü Özelge doğrultusunda görüş açıklamışsa da son olarak Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı 21.2.2017 günlü Özelgesi ile yukarıda aktardığımız 23.7.2013 günlü Özelge doğrultusunda görüş açıklamış ve kısmi bölünme dolayısıyla azaltılacak sermaye içerisinde “daha önce sermayeye eklenmiş olan, enflasyon düzeltmesi fark hesapları ile geçmiş yıl kârlarının da bulunması durumunda; devralan şirkette yapılacak sermaye artışında enflasyon düzeltmesi fark hesaplarının ve geçmiş yıl kârlarının sermayenin bir unsuru olarak yer alması ve ayrı şekilde görülmesi şartıyla bu işlem işletmeden çekiş olarak değerlendirilmeyecek ve vergiye tabi tutulmayacaktır. Ancak, devralan şirkette sermayenin bir unsuru olarak yer alan enflasyon düzeltmesi farklarının ve geçmiş yıl karlarının, devralan şirkette bir başka hesaba nakledilmesi veya işletmeden çekilmesi ya da sermaye azaltımına gidilmesi halinde, enflasyon düzeltmesi farkları ile ilgili işletmeden çekilen tutarların öncelikle işletmeden çekildiği dönemin kazancı ile ilişkilendirilmeksizin kurumlar vergisine tabi tutulması, vergi sonrası dağıtılan kazancın ve geçmiş yıl kârları ile ilgili tutarların da kâr dağıtımına bağlı tevkifata tabi tutulması gerekmektedir. ” demiştir.

Kurumlar Vergisi Kanunu bölünmede ayni sermaye konulmasından söz etse de, ticaret hukukuna göre bölünmede tasfiyesiz kısmi külli halefiyet söz konusudur. Ticaret hukukuna göre bölünmede ayni sermaye konulması söz konusu değildir. Ayni sermaye koyma, sadece yeni şirket kurma yolu ile bölünmede söz konusu olabilir (Bkz. TTK md. 159 gerekçesi). Bölünmenin esasları TTK.’dadır. Bu nedenle KVK’da “ayni sermaye” konulmasından bahsedilmesi, bize göre, bölünülecek kurumun sermayesinin belirlenme prosedürünün belirlenmesi açısından itibar görmek durumundadır. Zira, kısmi bölünmeyi hukukumuza getiren 4684 sayılı Kanun, bölünmeyi düzenlemeyen eski TTK zamanındadır ve gerekçesi de bizi bu sonuca götürmektedir. Külli halefiyet söz konusu olunca, bölünen şirket sermayesinin unsurlarının da bölünme oranında (veya bölünülen kıymetlerle bağlantılı olarak) bölünülen kuruma geçtiğini kabul etmek gerekmektedir.

Taslağın bir adım sonrasında, kısmi bölünme sonucu sermaye azaltımında işletmeden ortağa bir nakit geçişi olmamasına rağmen, ortağın bölünülen şirkete ait olarak edineceği hisselerin onun nezdinde menkul sermaye iradını oluşturacağı iddiasını gündeme getirecektir. Bu ise kısmi bölünme müessesesinin sonu olur. Aksi durumda ise taslağa göre yapılan stopajın mahsubu olamaz. Oysa kâr dağıtımına bağlı olarak yapılacak stopaj, Gelir Vergisi Kanunu'nda bir tahsil yöntemi olarak öngörülmüştür. Mahsup olanağı olmayan stopaj ise stopajın tarh yöntemi olarak kullanılmasını ifade eder ki, bu da Kanunda öngörülmemiştir. Kanunda öngörülmeyen şekilde tarh yöntemi olarak kullanılacak bir stopaj ihdas edilmesi ise vergilerin yasallığı ilkesine aykırı olduğu gibi kısmi bölünmeyi de vergili duruma dönüştürür.

Öte yandan gözlemimiz uygulamanın 23.7.2013 ve 21.2.2017 günlü özelgeler doğrultusunda yürüdüğünü göstermektedir. Şimdi yasal bir değişiklik yokken aksi bir genel tebliğ düzenlemesi, hukuki güven ve istikrar ilkelerine aykırı şekilde geçmişin incelenmesini ve cezalı tarhiyatları gerektirecektir. Genel tebliğin geçmişe uygulanamayacağını da, tebliğle af ihdas etmek anlamına geleceğinden ileri sürmek mümkün değildir. Bu da iş dünyasını olumsuz etkileyecektir. Bu nedenle tebliğ taslağındaki düzenlemeden dönülmesi, 21.2.2017 günlü Özelgedeki görüşü genel tebliğe dönüştürülmesi ve AB direktiflerine uygun olarak mevzuatımıza 2001 yılında giren kısmi bölünme uygulamasını fiilen ortadan kaldıracak yorumlardan kaçınılması yerinde olacaktır.

http://www.dunya.com

EBÜLTEN

Benzer haberler eklendiğinde mail ile bilgilendirilmek için ebültenimize kaydolun.

Bu İçeriğe Tepki Verin

Facebook Yorumları