Verginin yasallığı ilkesi (2) - Bumin DOĞRUSÖZ

Türk Vergi Sistemi'nde Anayasa madde 73/3’de yer alan ve öğretide “verginin yasallığı ilkesi olarak adlandırılan “vergi, resim, harç ve benzeri yükümlülükler kanunla konulur, kaldırılır ve değiştirilir” şeklindeki düzenlemeye istisna getiren aynı maddenin son fıkrasındaki “vergi, resim harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kurulu'na verilebilir” düzenlemesine dayanılarak Bakanlar Kurulu'na pek çok yetki bırakılmıştır.

Bu açıdan bakıldığında Bakanlar Kurulu'na bırakılamayacak yetkilerin Maliye Bakanlığı'na verilmesi evveliyetle mümkün değildir. Vergi kanunlarının çeşitli hükümlerinde yer alan “esas”ı düzenleme yetkisini bakanlığa veren düzenlemeler, Anayasa’ya aykırıdır. Bakanlığa anca “usul”ü düzenleme yetkisi verilebilir. Örneğin hangi vergilerde izaha davet yapılacağını belirleme, hangi hallerde, ucu açık şekilde gerekli görülen hallerde vergi sorumluluğu ihdas etme yetkilerinin bakanlığa verilmesi verginin yasallığı ilkesi ile çelişmektedir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bu şekilde yetki aşımını içeren ve yasa koyucunun öngörmediği koşullar veya uygulama şekilleri belirleyen pek çok düzenleme örneğini Danıştay kararlarında bulmak mümkündür.

Bakanlar Kurulu'na vergi kanunları ile alt ve üst sınırlar belirlenmek suretiyle bırakılan yetkiler, şekli olarak ilk bakışta uygun gibi görünmekle birlikte, bu yetki devirlerinin, özleri açısından da irdelenmesi zorunludur.

İlk önce; yürütme organına oranı sıfıra indirme yetkisinin verilip verilemeyeceği tartışmalıdır. Öğretide kimi verilebilir demekte, kimi yazar ise verilemez demektedir. Bence burada ikili ayırım gerekmektedir. Eğer oran, bir tahsil yöntemini ifade ediyorsa bu yetki verilebilir. Örneğin serbest meslek kazançlarında stopaj oranı tahsile ilişkindir. Bakanlar Kurulu stopaj oranını sıfıra indirse bile vergi kalkmaz, bu kazançlar yıllık beyanname ile vergilendirilebilir. Buna karşılık mevduat faizinde stopaj oranı veya emlâk vergisinde vergi oranı, tarhiyata ilişkindir. Burada oran sıfırlanırsa, vergi artık tarh edilemez ve o mükellef için o dönem itibariyle kaldırılmış olur. Burada böyle bir yetki tanınabileceğini savunanların söylediği, “bakanlar kurulunun tekrar oranı yükseltme olanağı var olduğuna göre vergi kalktı denilemez” şeklindeki gerekçeleri ise, Bakanlar Kurulu'na kanunu istediği zamanlarda uygulama yetkisini devretmek anlamını içereceğinden daha tehlikelidir.

Okurlarımıza yabancı gelmeyecek bir örnekle bir soru daha ortaya atalım. Bir ürünün çeşitli şekillerine göre yasa koyucunun çeşitli oranlar belirlediğini düşünelim. Örneğin (A) özelliğinde olanlar için %25, (B) özelliğinde olanlar için %45, (C) özelliğinde olanlar için %90 oranında vergi belirleyen yasa koyucunun Bakanlar Kurulu'na bu oranları %1’e kadar indirme ve üç katına kadar artırma yetkisi verdiğini düşünelim. Bakanlar Kurulu'da bu yetkisine dayanarak (A) özelliğinde olanların vergi oranını %75, (B) özelliğinde olanların vergisini %60, (C) özelliğinde olanların vergisini ise %10 oranında belirlemiş olsun. Bu yetki kullanımı acaba anayasaya uygun kabul edilebilir mi?

Bakanlar Kurulu'nun bu örnekteki vergi oranı düzenlemesi şeklen uygundur. Ancak burada yapılan bence yeni bir vergi ihdasıdır. Çünkü yasa koyucunun daha fazla vergilendirilmesini öngördüğü ürün, en az vergilenen hale dönüşmüştür. Yasa koyucunun belki teşvik amacıyla en az vergilendirilmesini öngördüğü ürün, en fazla vergilenen hale dönüşmüştür. Her iki durumda da verginin aynılığından söz edilebilir mi?

Anayasa Mahkemesi bu düzenlemeleri kararlarına konu etmiş ve konunun fazlaca tartışmasına girmeden, mahkemelerce gönderilen iptal taleplerini reddetmiştir. Ancak bu kararlarda doyurucu gerekçelere rastlamak bana göre mümkün değildir.

Bir başka soru da, Gelir Vergisi Kanunu md. 94, Kurumlar Vergisi Kanunu md. 15 ve 30 örneğinde de sorulabilir. Yasa koyucu bu maddeleri kabul ederken standart bir oran belirlemişken, Bakanlar Kurulu'nca kanun (veya değişiklikleri) yayınlanır yayınlanmaz ve daha uygulanmadan oranların farklılaştırması düşülürse, sanırım burada da sorunla karşılaşılabilir. “Acaba kanun maddesine bu oranlar yazılamaz mı” yoksa “yasa koyucu şimdilik böyle bilsin görüşü ile mi hareket edildiği” gibi soruları sormak pekala mümkün olabilir.

Görüldüğü gibi ilke basittir ama iş uygulamaya gelince, ilkeyi yaşama aktarmaya başlayınca işler karışmaktadır. Bu iş sadece bizde değil, dünya da böyledir.

Bumin DOĞRUSÖZ - Dünya

EBÜLTEN

Benzer haberler eklendiğinde mail ile bilgilendirilmek için ebültenimize kaydolun.

Bu İçeriğe Tepki Verin

Facebook Yorumları