Yeni vergi tasarısında dikkat çeken noktalar (1) - Recep Bıyık

Geçtiğimiz hafta Meclise sevk edilen vergi paketi, önemli dış politik gelişmelerin olduğu bir zamanda olmasına rağmen gündemde önemli bir yer işgal etti. Gördüğüm kadarıyla vergi artışı getiren düzenlemeleri nedeniyle genel olarak eleştirildi. Olumlu düzenlemeler de bu nedenle biraz geri planda kaldı.

Tasarının bu kadar gündem oluşturmasının nedeni, getirmeyi amaçladığı vergi artışları yanında zannediyorum dokunduğu mükellef sayısının fazlalığından kaynaklandı. Tasarı, yaklaşık 18 milyondan fazla emlak vergisi mükellefi, 12 milyondan fazla otomobil sahibi, sayısını tahmin edemediğim kadar internet ve iletişim aracı kullanıcısına bir şekilde dokunuyor. Belki bugün konuşulmuyor ama bir süre sonra az sayıdaki mükellefe olan etkisi, dolaylı olarak geniş kesimlere yansıdığında, başka düzenlemeleri de konuşuluyor olacak.

Tasarıda kırkbir maddede doğrudan vergi düzenlemeleri var. Her biri ayrı bir makale konusu olabilecek düzenleme. Bugün öne çıkan bazı düzenlemelerle başlayalım, daha sonraki günlerde fırsat buldukça diğer maddeleri de değerlendirmeye devam ederim.

Motorlu taşıtlar vergisinde beklenmeyen artış

Tasarıyla;

31.12.2017 tarihinden önce kayıt ve tescil edilen otomobillerin motorlu taşıtlar vergisi tutarları yüzde 40 oranında artırılıyor. Vergi tarifesinde yer alan bu yıla ait en düşük vergi tutarı olan 68 lira önümüzdeki yıl 95 lira olacak. En yüksek tutar ise 23.586 liradan 33.020 liraya çıkacak.

01.01.2018 tarihinden itibaren kayıt ve tescil edilecek otomobillerde vergi tutarları yüzde 40-68 oranında artırılıyor. Vergi tutarının belirlenmesinde esas alınan kriterlere ayrıca aracın değeri de ekleniyor. Bu çerçevede örneğin, 2017 yılında satın alınan 1301-1600 cm3’e kadar olan bir otomobilin bu yıla ait vergisi 1.035 lira iken, aynı otomobilin 2018 yılında satın alınması durumunda önümüzdeki yıl ödenecek vergi tutarı, aracın değerine bağlı olarak 1.449, 1.593 veya 1.738 lira olacak.

Motorlu taşıtlar vergisiyle ilgili bu düzenlemelerin büyük ölçüde gelir amaçlı olduğunu düşünüyorum. Bu vergi, yönetilmesi ve tahsilatı en kolay vergilerden biri. Bütçelemesi kolay, tahsilatta sürpriz olasılığı düşük. Dolayısıyla kesin vergi tahsilatı amacının gerçekleştirilmesinde tercih edilebilir bir vergi.

Düzenlemeyle ilgili iki önemli sorun olduğunu düşünüyorum. Birincisi yüzde 68 oranındaki artışın ekonomik bir tabanı yok. Açıklanabilir değil bence. Bu kadar kısa sürede artışın yürürlüğe girmesi de doğru değil. 2018’i planlayan, gerekli üretim ve ithalat programlarını belirleyen şirketler için zor bir durum.

İkincisi, özellikle bu yılın sonu itibariyle ciddi bir adaletsizlik ortaya çıkacağını düşünüyorum. Aralık sonunda alınan otomobiller ile Ocak ayı başında alınan otomobillerde ciddi bir vergi farkı olacak. Örneğin değeri 70.000 lirayı aşan 1301-1600 cm3 hacmindeki bir aracın vergisi, araç 31 Aralık 2017 tarihinde alınırsa 1.449 lira, 2 Ocak 2018 tarihinde alınırsa 1.738 lira olacak. Bu fark açıklanabilir olmadığı gibi Anayasal açıdan da tartışılabilir.

Emlak vergisinde artışa fren

Tasarıyla Emlak Vergisi Kanunu’na bir geçici madde eklenerek, takdir komisyonlarınca 2018 yılı için takdir edilen asgari ölçüde arsa ve arazi metrekare birim değerlerinin, 2017 yılında uygulanan birim değerlerin belirli bir yüzdesini geçmemesi sağlanıyor.

Yapılmak istenen düzenlemeye göre, 2018 yılı için takdir edilen asgari arsa ve arazi metrekare birim değeri, 2017 yılı değerlerinin yüzde 50’sinden fazla ise, 2018 değerlerinin hesabında, 2017 yılı uygulanan değerinin yüzde 50 fazlası dikkate alınacak. 2019-2021 döneminde de aynı esas uygulanacak.

Düzenlemenin, emlak vergisi değerlerinde kabul edilemez artışların yapıldığı yerler için rahatlatıcı olduğu açık. Ancak sorunu esastan da yok etmiyor. Vergi değerlerinin gerçekçi bir şekilde tespitini sağlamayan her türlü düzenleme sonunda sorun olmaya devam edecek.

Finans kesiminin kurumlar vergisi oranı yüzde 22

Tasarıyla, bankalar, finansal kiralama şirketleri, faktoring şirketleri, finansman şirketleri, ödeme ve elektronik para kuruluşları, yetkili döviz müesseseleri, varlık yönetim şirketleri, sermaye piyasası kurumları ile sigorta ve reasürans şirketleri ve emeklilik şirketleri için kurumlar vergisi oranı yüzde 22’ye çıkartılıyor.

Ülkemiz doğru zamanda doğru bir stratejiyle kurumlar vergisi oranını 2006 yılında yüzde 33’den yüzde 20’ye indirmişti. O tarihten bugüne dünyada da vergi indirimleri genel bir eğilim olarak ortaya çıktı. Bu eğilimin hala devam ettiği, ülkelerin arka arkaya kurumlar vergisi oranını düşürdüğü bir zamanda, belli sektörler için de olsa, vergi oranının artırılmasının vergi rekabeti açısından doğru olmadığını düşünüyorum.

Öte yandan tasarıya göre vergi oranı artırımı 2017 kazançlarına da uygulanacak. Her ne kadar hesap dönemi kapanmadıysa da, yılın son aylarında yapılan ve geçmişte elde edilmiş kazançlar üzerinden ödenecek vergiyi de artıran düzenleme bu yönüyle de tartışmaya açık.

Dağıtılmayan kazançlar için yeni vergi

Tasarıyla, dağıtılmayan veya sermayeye eklenmeyen kurum kazançları için stopaj getiriliyor. Karını sermayeye eklemeyen veya dağıtmayan kurumlar için bir bakıma ek bir kurumlar vergisi. Ancak dağıtım veya sermayeye ekleme durumunda vergi yükü ortadan kalkıyor.

Oranı kamuoyuna yüzde bir olarak açıklandı ancak kanun yürürlüğe girdikten sonra Bakanlar Kurulunca belirlenecek. Bakanlar Kurulunun yetkisi de oldukça geniş.

Aslında kurum kazançları üzerinden, dağıtılsın dağıtılmasın stopaj yapılması uygulaması uzun yıllar yapıldı. Daha sonra kâr payı vergilemesi istisnaları dışında kâr dağıtımı halinde yapılır hale geldi. Umarım yüzde bir olarak açıklanan bu vergi, vergi sisteminin yeniden eskiye dönüşüne yol açmaz.

Vergi teşviklerinde artırılmış oranlara devam

Teşvikli yatırımlarda, 2017 yılına özel iki olumlu düzenlemenin 2018 yılında yapılan harcamalar için de uygulanması sağlanıyor.

Bu kapsamda;

Teşvik belgeli yatırımlarda, 2017 yılı harcamaları için geçerli olan yatırıma katkı oranlarının ve kurumlar vergisi indirim oranının 2018 yılı yatırım harcamalarında da kullanılması,

İmalat sanayii yatırımları nedeniyle 2017 yılında yapılan inşaat harcamaları nedeniyle yüklenilen katma değer vergisinin iadesi uygulamasının, 2018 yılı için de devamı öngörülüyor.

Bu düzenlemeler, koşullar ne olursa olsun, üretim ve istihdam sağlayan yatırımlar için verilen teşviklerin kısılmayacağını güçlü bir şekilde gösteriyor.

Özel iletişim vergisinde indirim mi, zam mı?

Tasarıyla, farklı hizmetler için halen yüzde 5, 15 ve 25 olan özel iletişim vergisi oranları, bütün hizmetler için yüzde 7,5 olarak yeniden belirleniyor. Bakanlar Kurulunun yetki sınırları da bu orana paralel olarak yeniden belirleniyor.

Halen yüzde 5 oranına tabi hizmet, internet servis sağlayıcılığı hizmeti. Bu hizmette vergi yüzde 2,5 artıyor, özel iletişim vergisine tabi diğer hizmetlerde ise vergi önemli ölçüde düşürülüyor.

Öyle tahmin ediyorum ki, düzenlemeyle oran yüzde 7,5 olarak tek oran halinde düzenlenirken gelir artırıcı bir amaç yoktur. Amaç uygulamayı özellikle birbirinden ayrıştırılması artık çok da mümkün olmayan farklı hizmetlerin vergilendirilmesini kolaylaştırmak, bunu yaparken de vergi hasılasını aynı tutmaktır. Böyle de olsa, yapılan değişiklik internet hizmetlerinin vergisini artırmaktadır ve muhtemeldir ki bu vergi artışı fiyatlama yoluyla tüketicilere yansıyacaktır.

Özel iletişim vergisi olağanüstü bir dönemde geçici olarak gelen ancak kalıcı hale gelen bir vergi. Kalıcı olması artık toplum tarafından kanıksandı. Konuşulur olmaktan da çıktı. Bütçe ihtiyaçları nedeniyle kalmaya devam edeceği de açık. Ancak iş adamından öğrenciye bütün herkesi ilgilendiren internet üzerindeki verginin, uygulamada kolaylık sağlamak adına artırılmasına gerek var mı emin değilim. Vergi mevzuatı zaten son derece karışık. Bırakalım iletişim üzerindeki vergi de karmaşık olsun ama artmasın.

Kira geliri sahiplerine kötü haber

Tasarıyla, gayrimenkul sermaye iratlarının vergilemesinde götürü gider yönteminin seçilmesi durumunda dikkate alınan götürü gider oranı yüzde 25’den yüzde 15’e indiriliyor. Değişikliğin de 2017 yılında elde edilen gelirlere de uygulanması öngörülüyor.

Götürü gider oranının indirilmesi tartışılır. Ancak değiştirilecekse geriye yürütülmesi doğru değil. Götürü gider yöntemini seçen kira geliri sahipleri yıl başından beri belge toplamamış veya topladılarsa saklamamış olabilirler. Bu nedenle gerçek gider yöntemine bu yıl geçmek isteler de fiilen geçemeyebilirler. Bu nedenle, düzenleme yapılacaksa da yürürlüğünün 2018 yılı gelirlerine uygulanmak üzere belirlenmesinde, böylece kişilerin gerçek gider yöntemine geçmesine olanak sağlanmasında yarar var.

Asgari ücretlinin vergisi

Asgari ücret yılın son aylarında vergi tarifesinin ikinci gelir dilimine giriyor ve yüzde 20 oranıyla vergilenmesi gerekiyor. Bu durum asgari ücretin net tutarının azalmasına yol açıyor. Sorun ilk defa geçen yıl ortaya çıkmış ve yapılan düzenlemeyle giderilmişti. Böylece asgari ücretin net tutarının düşmesi önlenmişti.

Benzer düzenleme şimdi de bu yıl için tasarıyla yapılıyor. Yine geçici bir düzenleme.

Bir ailenin hayatını devam ettirebilmesi için gerekli asgari bir tutarın vergiye tabi olması aslında kabul edilebilir değil. Asgari ücretin vergi tarifesinin ikinci gelir dilimine çıkması hiç kabul edilebilir değil. Bu durum gelir vergisi tarifesinin köklü bir değişikliğe uğraması gerektiğini açıkça gösteriyor. Umarım Gelir Vergisi Kanunu’nun yeniden yazılması sırasında bu durum düzeltilir.

Taşınmaz satışından doğan kazançlarda istisnaya daraltma

Tasarıyla, kurumların iki tam yıl süreyle aktifl erinde yer alan taşınmazların satışından doğan kazançlarına uygulanan istisna, kazancın yüzde 75’inden yüzde 50’sine indiriliyor. Düzenleme, Kanunun yayımı tarihinde yürürlüğe girecek. Kazanılmış hakları koruyan bir düzenleme de tasarıda yok.

Taşınmaz satışından elde edilen kazançlara uygulanan istisna, benim gözlemlerime göre, özellikle KOBİ’ler için oldukça önemli. Geleneksel yapıdaki küçük ve orta ölçekli şirketler, faaliyetleri sonucu elde ettikleri birikimleri çeşitli gereklilikler nedeniyle çoğu zaman taşınmazlara yatırabiliyorlar. Bu işletmelerin bir kısmı finans piyasalarına uzak, ülkemiz koşullarında taşınmazlara yatırılan kaynakların getirisini de iyi gördüklerinden olmalı, zamanla birçok şirketin aktifinde taşınmazlar çoğalıyor. İyi günde edinilen bu taşınmazlar kötü günde işletme likiditesinin iyileştirilmesinde veya yeni kaynak ihtiyacında paraya çevriliyor. 1980’li yılların başından beri uygulanan istisna düzenlemesi geleneksel yapıdaki bu işletmelere yardımcı oluyor. Bu nedenle istisnanın kazancın yüzde 75’inden yüzde 50’sine indirilmesi, kişisel düşünceme göre uygun bir düzenleme değil.

Düzenleme yapılacaksa da, yürürlüğü öncesinde edinilen taşınmazların satışında uygulanmamalı. Taşınmaz satın alan şirketlerin kazanılmış hakları korunmalı. 2013 yılında TBMM’ye gönderilen ve görüşmelerine başlanan Gelir Vergisi Kanunu Tasarısında da bu istisnanın elde tutma süresine bağlı olarak sınırlanması yönünde bir düzenleme var. Ancak söz konusu tasarıda ayrıca düzenlemenin yasalaşacağı tarih itibariyle iki yıl süreyle elde tutulan taşınmazlar için kazanılmış hakları koruyan bir geçici düzenleme de var. Benzer düzenlemenin, iki yıllık süreye bakılmaksızın bütün taşınmazlar için bu tasarıya taşınmasında yarar olduğunu düşünüyorum.

Elektronik ticaretin vergilemesi

Tasarıyla, elektronik ticaretin vergilendirilmesi konusunda Maliye Bakanlığına yetkiler veriliyor.

Kayıt dışı ekonominin kayda alınması, vergilendirilmeyen alanların vergilendirilmesi, böylece haksız rekabet koşullarının ortadan kaldırılması çerçevesinde yapılan düzenleme ve uygulamaları desteklemek gerek.

Aksi halde kamu finansman ihtiyaçlarının karşılanmasında her defasında kayıtlı mükelleflere, motorlu taşıtlar gibi vergisi kolay tahsil edilebilir alanlara, bazen de geriye dönük düzenlemelerle vergi gelmesi sorununu ortadan kaldıramayız.

Bu konuda endişe edilecek tek şey olabilir; elektronik ticareti vergilemek isterken, yine kayıtlı mükelleflere gereğinden fazla bürokratik işlem ve maliyet gelme olasılığı. Umarım olmaz.

İhtiyati hacze ve ödeme emrine itiraz süreleri uzuyor

Tasarıyla,

başta;

• İhtiyati hacze itiraz süresi

• Teminatlı alacakların paraya çevrilmesinden önce borçluya yapılan tebliğ ile verilen ödeme süresi

• Ödeme emrine itiraz ve itirazı reddedilenler için mal bildiriminde bulunma süresi olmak üzere 6183 sayılı Kanun’da yer alan bazı süreler 7 günden 15 güne çıkartılıyor. Olumlu ve hak arama özgürlüğünün kullanılmasında önemli düzenlemeler.

Recep Bıyık - Dünya

EBÜLTEN

Benzer haberler eklendiğinde mail ile bilgilendirilmek için ebültenimize kaydolun.

Bu İçeriğe Tepki Verin

Facebook Yorumları